28/7/2009 · Kategori: SIIR
MARTI YÜZÜ
Deniz kıyısında birmartıyla konuşurken görüyormuş dostlarım beni sürekli
Bir kaptanım çünkü, kağıt gemilerden emekli…
Gülemedim ki hiç hasta yatağının baş ucunda
Haberi bu yüzden yoktur annemin sol yanağımdaki gamzeden
Komidinin üstündeki ilaçların sayıları arttıkça
Kutularından yaptığım gökdelenin uzamasına sevinirdim
Ve bilmezdim annemin yaşantısındaki renkliliğin
Yalnızca raflara dizili kavanozların içindeki reçeller olduğunu
Bilerek mi yanına almadın giderken başının yastıkta bıraktığı çukuru
Güveniyordum oysa ben sevgimize vapur iskelesi ya da tren istasyonundaki saatin doğruluğu kadar
Beni senin gibi bir de annem terketmişti, ki göbeğimde durur onun yokluğundan bana kalan çukur
Sıralanmış saksılar vardı limana bakan penceremizin önünde ve çiçekler arkasında ekmek kırıntıları serpen martı yüzlü bir anne
Terasta toplanan kadınlar limandaki beyaz geminin ışıkları yanınca, dedikodusunu yapmayı unuturlardı
Tam o saatte sokaktan geçen yazlık sinemadaki biletçi kızın
Annesinin dizlerinin dibinden hiç ayrılmayan uslu bir çocuk gibidir limandaki deniz
Ama sokağa çıkıp dalga olmak geçer yüreğinden…
Hiçbir bardakta dudak payı bırakmadınız bana
Bir kaşık sesini bile çok gördünüz şekersiz içerek çaylarınızı
İki çocuk rahatlıkla oturduğumuz kapının eşiğine
Kendi başıma zor sığıyorum bugün, büyüdükçe insan yalnızmı kalıyor ne?
Kabuğunu koparmadan ne bir elmayı soyabildim, ne de iyileştirebildim bir yaramı
Ama karşıma çıkınca kızmadım hiç elma kurduna
Bendim çünkü bıçağı saplayan onun yurduna
Büyüklerle ben yapamıyorum, çocuklar da almıyor beni oyunlarına
Devlet dairesinde yangından kurtarılmayacak sıkışmış bir çekmece gibiyim açılamıyorum sana
Kardeşiyle sokaklarda hep bir örnek giydirilen sen nasıl sevmezsin eşitliği?
Yürürken düşen çoraplarını aynı hizaya getirmek için annen değilmiydi önünde diz çöken!
Yol kenarlarındaki yağmur mazgallarını kumbara sanıp harçlığımı atardım
Bu yüzden en çok denizden alacaklıyım, denizden alacaklıyım…
SUNAY AKIN
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
13/2/2009 · Kategori: SIIR
15,06,1998 – PAZARTESİ İSTANBUL
HATIRLADIN MI?
Hani bir gül vermiştim sana, hatırladın mı?
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
25/1/2009 · Kategori: MUHASEBE VE FINANS

İŞLETMELERDE İNOVASYON KÜLTÜRÜ
OLUŞTURULMASI
İnovasyonun Türkçe karşılığı yenilik veya yenilikçilik demektir. İşletmelerde inovasyon; işletmelerin ürünlerinde, pazarlama ve satış politikalarında, üretim süreçlerinde, kalite anlayışında, departmanlarında, organizasyonel veya yönetim sisteminde kısacası her alan ve aşamasında yenileşim fikrini benimsemesi olarak tanımlayabiliriz. Yenileşim’in amacı keşfedilmemiş olanı icat etmekten öte fayda yaratacak yolları keşfetmeyi hedeflemektedir. İnovasyon bir kalıba veya bir tanıma bağlı olmaksızın kişilerin yaratıcılığına bağlı olarak çeşitlenmektedir.
İnovasyonda önemli olan unsur ortaya konan yenilik fikrini gerçekleştirmektir. Hayata geçirilmeyen ve herhangi bir fayda yaratmayan yenilik fikrine inovasyon denilemez.
İşletmeler klasik kalıplaşmış süreçe göre, yol izledikleri müddetçe kriz dönemlerinde yok olmakta ya da çok büyük yaralar almaktadırlar. Klasik kalıplaşmış süreç satınalma, üretim, pazarlama ve satış sıralamasını izlemekte ve bu da işletmelerde gereğinden fazla stok bulundurma, nakit yönetiminin yapılamamasından kaynaklanan nakit sıkıntısı, nakdi stok olarak elde tutma ve bulundurulan stok’un içine giren maliyetler ile depolama maliyetleri altında ezilme dezavantajı doğurmaktadır.
Oysa inovasyonu işletmelerinde benimsemiş, her alanda yenilikçi fikri uygulamış firmalar bu kalıbı kırmış ve işlevi tersine çevirerek malı üretmeden önce, pazarlama ve satışını yapmış daha sonra satınalma ve üretime yönelmiştir. Dolayısıyla gereksiz stok bulundurma maliyeti altında ezilmemekte ve stok olarak bekleteceği varlığı, nakit olarak ellerinde bulundurarak kriz dönemlerinde avantaj sağlamaktadır.
İnovasyonu benimsemiş işletmeler çalışanlarına bir nebze hata yapma töleransı göstermekte ve yapılan hatalar gizlenmeyerek, aksaklığın olduğu yerleri ortaya çıkarmakta ve hataları faydalı bir hale dönüştürmektedirler. Kimi işletmeler bunu öyle benimsemişler ki suni krizler, simule sarsıntılar ve senaryolar tasarlayarak olası kriz dönemlerinde neler olabileceğini kestirerek işletmelerini ayakta tutmaktadırlar.
Eğer bir işletmede her şey yolunda gidiyor gibi görünüyor ve hiç olumsuz bir durum ile karşılaşılmıyor ise bu işletme aslında yol kat ediyor gibi görünüyor olabilir. Fakat olası ilk krizde bu işletme ciddi sıkıntı içine düşmektedir. Nedeni ise sürekli kendini gözden geçirmemesi, departmanlar arası ve yatay dikey geri besleme olmaması, süreçlerin gözden geçirilmemesi ve tabi ki buna bağlı olarak gereğinden fazla harcamaların tespit edilememesidir.
Halbuki yenilikçi yönetim anlayışını benimsemiş işletmeler departmanlar arası iletişime, yatay dikey geri beslemeye, koordinasyonun sağlıklı olmasına, kontrol ve otokontrol mekanizmasına bilhassa kritik ve beyin fırtınasına önem göstermekte ve sağlam adımlarla faaliyetlerini sürdürmektedirler.
Sonuç olarak çağımız bilgi çağının da ötesine geçmiş ve hayalleri gerçekleştirme çağı haline gelmiştir. Bilgi ile hayal ve fikirlerin harmanlandığı, eski kalıplaşmış kuralların yıkıldığı, sürekli yeniliğin hakim olduğu, her safhada kalite ve hatta satış sonrası desteğin de ötesine geçen bir kalite anlayışının benimsendiği bir çağ haline gelmiştir. Artık işletmeler ya sürekli yenilikçi fikri benimseyecek ya da zamanla yok olacaktır.
FATİH ATEŞ
25.01.2009
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
4/1/2009 · Kategori: GUNCEL

ALLAH’ım! Ümmetin suskunluğunu Sana şikayet ediyorum!
Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah!..
Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim!..
Ben ki saçları ağarmış, ömrünün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belalarının estiği biriyim!..
Tek isteğim benim gibi, Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!..
Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helak olmuş ölüler!..
Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felaketler karşısında?..
Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok,ALLAH için ve ümmetin namusu için kızacak?..
Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak!..
Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken? ..
Siyonist katilleri ve uluslararası işbirlikçilerini görmezden gelirken!..
Omuzlarımıza el verecek ve göz yaşlarımızı silecek bir bakış!..
Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilatları ve bariz şahsiyetleri,ALLAH için kızmaz mı!? Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye;
Ey RABBimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mümin kullarına yardım et! diye çağıramaz mı!?..
Buna da mı gücünüz yetmiyor!?..
Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak:
Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!..
Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek!..
Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!..
Bizden, teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin!..
Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim!..
Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın!..
Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin! ..
Temennimiz, ALLAH’ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır!..
Umarız bizim aleyhimize olmazsınız! ALLAH aşkına, bari aleyhimize olmayın!..
Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!..
ALLAH’ım! Sana şikayette bulunuyorum Sana şikayette bulunuyorum..
Sana şikayette bulunuyorum..
Gücümün azlığını, imkanımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı sana şikayet ediyorum..
Sen mustazafların RABBisin Sen bizim RABBimizsin Bizi kime bırakıyorsun?..
Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı?..
ALLAHım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına sana şikayette bulunuyorum…
Sana şikayette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı ve Birliğimiz bozuldu Yollarımız ayrıldı Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini Sana şikayet ediyoruz…
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
3/1/2009 · Kategori: SIIR

Ben Filistinli çocuk
Ben Filistinli çocuk;
Yoksul aç,Bir dilim ekmeğe,Bir yurdum suya muhtaç.
Ben Filistinli çocuk;
Açsa güzel çiçekler, Görmez gözüm
Bana silah uzanır, Gül ve çiçek yerine...
Burada gül değil, Gülleler vardır.
Ben Filistinli çocuk;
Unuttum oynamayı, Unuttum oyuncakları
Bir tek oyun var bildiğim; Sapanla savaşmak...
Silahtan başka,oyuncak da görmedim zaten..
Ben Filistinli çocuk;
Doğduğumda kendimi savaşın içinde buldum.
Gözümden yaş değil, Kan gelir...
Ben dövüşürüm, Zulmün tankına karşı.
Oyun nedir? Tatmadım ben,
Benim oyunum savaşmak,
Hem oyunda vurulursan;
'EBE' olunur.
Ben oynarken, Şehit olurum...
Ben Filistinli çocuk;
Ne zaman duyulacak feryadım?
Ne zaman duyulacak ahım!!
Ne zaman!...
Ne zaman yok artık,Düşünecek vakit de!...
Sen okula başladığında, Ben savaşta olacağım.
Kitap,defter görmedim.Kuş nedir?Çiçek nedir?Ninni nedir?Sevgi nedir?BİLMEDEN!!...
Ben Filistinli çocuk;
Söyleyin, söyleyin!
Nedir benim günahım?...
Ne zaman duyulacak ahım!
Ne zaman !...
Vatanında garip esir,
Gülmeyi unutmuş...
Gözlerinden boncuk boncuk,
Yaş değil KAN gelen
Çocuklar da olduğunu bilmenizi isterim.
Ey yeryüzü çocukları!..
İnsanlık ölmesin diyenler!...
Kardeşsek eğer;
Gelin de!...
Beraber gülelim,
Beraber oynayalım,
Beraber yaşayalım....
ALINTIDIR.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::