22/10/2008 · Kategori: GONUL DILI
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
Hz.Ali (Radıyallahu anh), Rasul-i Zişan Efendimiz’i (Sallallahu aleyhi vesllem) şu ifadelerle anlatmaktadır: “O, ne herkesin üstünden bakacak kadar uzun, ne de bakışların altında kalacak kadar kısaydı; çoğunluğun biraz üstünde, orta ve kararında bir boya sahipti. Saçları, ne kısa boğumlu ve kıvırcık ne de dümdüzdü; hafifçe dalgalı ve düzdü. Yanakları, ne dolgun ve etli, ne de kemikleri açığa çıkacak kadar zayıf ve kuru idi; mübarek yüzleri, hafifçe dairemsi ve yuvarlaktı. Rengi de, hafifçe kırmızıya çalan bir beyazlıktaydı. Gözleri, siyah, kirpikleri de sık ve uzundu. İri yapılı bir bedeni, sağlam ve güçlü kemikleri ve genişçe omuzları vardı. Bedeninde bulunan ince ve kısa tüyler, göğsünün ortasından yoğunlaşarak karnına doğru iniyordu. El ve ayakları, kıvamında bir dolgunlukta ve kemal noktasındaydı. Yürürken, sanki yokuştan aşağıya inermişçesine önüne doğru meyilli yürüdü. Yüzünü dönmek istediğinde, sadece başını çevirmez, bütün bedeniyle birlikte dönerdi. İki omuz küreği arasında peygamberlerin sonuncusu olduğunu gösteren nübüvvet mührü vardı. O insanların sinesi en geniş olanı, lehçe yönüyle en doğru ve düzgün konuşanı, yaratılış ve fıtrat itibariyle en yumuşak tabiatlısı ve insanlar arasında iletişimi en mükemmel ve geçimi en kusursuz olanıydı. O’nu uzaktan görenler bir nebze ürperti duyar ve heybetinden korku hissine kapılırlardı; ancak, O’nu yakından tanıma şerefine erenler ise O’nu her şeyden daha çok sever ve yakınlık duyarlardı. O’nu anlatanlar, “Ne O’nun öncesinde, ne de O’ndan sonra, O’nun bir benzerini görmedim.” Der ve hayranlıklarını ifade ederlerdi.”
Allah’ın salat ve selamı O’nun üzerine olsun.
''Muhammed’den muhabbet oldu hasıl. Muhammed’siz muhabbetten ne hasıl”
ALEMLERE RAHMET OLARAK GÖNDERİLEN RASULULLAHIN MÜKEMMELİYETİ
“Ol Allah’ın sevgilisi, Cihanın göz bebeği,
Ol Kuran’ın dediği, güzellik numunesi,
Ol Rahman’ın Rahmeti, alemin efendisi,
Muhammed Mustafa Ahmed-i Mahmuddur O.”
FATİH ATEŞ (17.01.2007 İSTANBUL)

O (Sallallahu aleyhi vesllem) MÜKEMMEL BİR YÖNETİCİYDİ
O’nun yöneticiliği bir model olarak tüm insanlığa armağan edilmiştir. O yöneticiliğinde kendi başına karar almamış, her şeyi istişare yoluyla, fikir birliği, gönül birliği ile uygulamıştır. Ezanın bu şekilde okunması buna örnektir. Demokrasi ancak O’nun ile bu kadar kusursuz uygulanmıştır.

O (Sallallahu aleyhi vesllem) İNSANLARIN EN ADALETLİSİYDİ
O İnanların en adaletlisiydi. Adalete o kadar önem verirdi ki O’nun adaleti önünde kimseye imtiyaz tanınmaz kimseye ayrı bir muamele yapılmazdı. Mahzumi oğullarından Fatıma isminde bir kadının hırsızlık yapması ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesllem)’in sevdiği bir kişi olan Üsame b.Zeydin Peygamber efendimizden (Sallallahu aleyhi vesllem) o kadının affını istemesi karşısında, Peygamberimiz’in (Sallallahu aleyhi vesllem) insanlığı sarsacak derecede bir adalet sergileyerek şu O’nun adalete karşı ne kadar duyarlı olduğunu göstermektedir. “İsrail oğulları bu yüzden helak oldu. Onlar, kanunları fakirlere uygular, zenginleri affederdi. Allah’ın tayin ettiği hadler hakkında şefaat etmek mi istiyorsun? Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in (Sallallahu aleyhi vesllem) kızı Fatıma bile hırsızlık yapsaydı, mutlaka Ona bile bu suçun hükmünü uygulardım. Hz.Peygamberi’in (Sallallahu aleyhi vesllem) nizamı bozan kim olursa olsun hatta sevgili kızı bile olsa adaletten asla ödün vermeyeceğini belirtmesi insanlık tarihinin en büyük inkılaptır.

O (Sallallahu aleyhi vesllem) MÜKEMMEL BİR AİLE REİSİYDİ
O insanlığın gördüğü en mükemmel eşti. Hanımlarının hoşnut olması O’nun için çok önemliydi. O canlar canı o kadar güzel geçim sahibiydi ki, bir keresinde Hz.Aişe ile koşu yarışı yaptı rivayet edilmiştir. O eşlerinin gönüllerini kırmaz onların isteklerini yerine getirirdi. Yine bir gün Hz.Aişe Habeşlerin oyun seslerini duymuş ve Allahın Rasulünden onların oyunlarını izletmesini istemiştir. O eşlerin en hayırlısı olan Rasul, Hz.Aişe validemizi evin duvarının izlenebileceği bir kısmına getirmiş ve kolunu duvara koymuş, validemiz çenesini Rasul’ün mübarek koluna yaslamış ve oyunu izlemiştir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesllem) senin için bu yetmez mi ey Aişe diye sorduğunda Hz.Aişe Biraz daha izleyeyim demiş ve kendisi izlemeyi bırakıncaya kadar Peygamberimiz beklemiştir. O eşleriyle geçinenlerin en iyisiydi. O çocukları da çok severdi. Hasan ve Hüseyin efendimizi sırtına alır atçılık oyunu oynardı. Çocuklarla oynamayı çok severdi onların halini hatırını sorar her gördüğünde okşar öperdi. Hz.Fatıma validemiz evine geldiğinde kalkar O’nu alnından öper ve kızı Fatıma’yı oturduğu yere oturturdu. O ne güzel bir babaydı.

O (Sallallahu aleyhi vesllem) MÜKEMMEL BİR KOMŞUYDU
O’na komşu olmak ne büyük nimetti, O komşularının hakkını gözetir ve onlarla sürekli iyi geçinirdi. Şu cümle zaten onun komşuya ne kadar önem verdiğini açıklamaktadır. “komşusu açken tok yatan bizden değildir.”
Allah’ın Rasulü Ashabıyla konuşurlarken “vallahi iman etmiş olmaz, vallahi iman etmiş olmaz, vallahi iman etmiş olmaz” buyurdu. Bunun üzerine orada bulunanlar “Ey Allah’ın Rasulü! Kimler iman etmiş olmaz diye sordular. Ve Hz.Peygamber (Sallallahu aleyhi vesllem) “Komşusuna zulmeden, komşusunun şerrinden emin olmadığı kimseler.” Diye buyurdu.

O (Sallallahu aleyhi vesllem) İNSANLARIN EN MERHAMETLİSİYDİ
O öyle merhametliydi ki, bir kişinin dahi cehenneme sürüklenmesini istemiyordu. Çünki O alemlere rahmet olarak gönderilmişti. Bir seferinde Uhud’da savaşın en çetin anında etrafında sadece on iki kişi kalmıştı. Saad b.Ebi Vakkas sırtını Rasul’e dayamış çarpışıyordu, bazen müşrik kılıçları Allah’ın Rasulünün eteklerini yalıyordu. Saad b Ebi Vakkas aldığı yaraların acısından dolayı Rasule, anam babam sana feda olsun ya Rasulallah sen Allah’ın Rasulusün, Allah senin isteğini geri çevirmez, şu küffara beddua et de helak olsunlar. Fakat o merhametli Peygamber, o alemlere rahmet olarak gönderilen Rasul, o canlar canı Allah’a dua ediyordu, Allahım bilmiyorlar affet onları, bilmiyorlar Allahım bilmiyorlar diyordu. Bu ne büyük bir merhamet ya Rab.

O (Sallallahu aleyhi vesllem) İNSANLARIN EN AHLAKLISIYDI
“Haya kapısıdır O herkese açık,
O kapıdan bakan bile dolaşmaz ayık,
Allah aşkıdır O kapıdan tadılan azık,
O kapıya varmayan nasipsiz imiş.”
FATİH ATEŞ (15.01.2007 İSTANBUL)
O edep, haya, ahlak abidesiydi. Edep, haya O’nda tamam olmuştur. O haya kapısıdır kıyamete kadar kapıya gelen herkese açık. O kapıdan bakana bile aldığı nasip yeterdi. Ve o kapıdan bihaber olan nasipsiz idi. “Hz.Aişe, Kendisinden Hz.Peygamber’in (Sallallahu aleyhi vesllem) ahlakını öğrenmek isteyen bir sahabiye “Sen Kur’an okuyorsun değil mi?” Diye sordu. Bunun üzerine sahabi, “evet okuyorum” diye cevap verince Hz.Aişe “İşte Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesllem) ’in ahlakı Kur’an’dı demiştir.” O’nun ahlakı kur’an-ı Kerim idi. O dosdoğru idi. Ve bir hadisinde “Ben, ahlak güzelliklerini tamamlamak için gönderildim” buyurmuştur.

O (Sallallahu aleyhi vesllem) İNSANLARIN EN TEVAZULUSUYDU
O öyle tevazu sahibiydi ki, kendisinde kibrin, dünya sevdasının, mal mülk sevdasının bir zerresi bile yoktu. Bir gün Hz.Ömer Rasulullah’ı (Sallallahu aleyhi vesllem) hasırın üstünde yatarken gördü ve hasırın izlerinin vücuduna geçtiğini görünce ağlamaya başladı, Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesllem); “niçin ağlıyorsun ya Ömer” diye sorunca, “Ya Rasulallah (Sallallahu aleyhi vesllem) Kisra ve Kayserler, dünyanın bütün zevklerini sürdürdükleri halde siz Allah’ın Rasulu böyle bir hayat geçiriyorsunuz” deyince Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi vesllem) “Ey Ömer istemez misin ki bu dünya onların, ahiret nimeti senin olsun” dedi.

O (Sallallahu aleyhi vesllem) İNSANLARIN EN NEZAKETLİSİYDİ
O öyle nezaket sahibiydi ki, kendisiyle konuşup da O’na hayran olmayan kimse yoktu. O birisiyle konuşurken karşısındakinin yüzüne bakar ve mutlaka ona tüm vücuduyla dönerdi. Karşısındaki yüzünü başka tarafa dönmeden O yüzünü dönmezdi. Birisiyle tokalaştığı zaman karşısındaki elini çekmeden O çekmezdi. Arkadaşları ile otururken ayağını diğer ayağının üstüne attığı görülmemiştir. Şahsına yapılan hakaretlere bile nezaket kuralları çerçevesinde karşılık vermiş ve eşine rastlanılmayacak bir tavır sergilemiştir.

O (Sallallahu aleyhi vesllem) İNSANLARIN EN EMİNİYDİ
Güven kelimesi O’nda kemaline erer. O’nda hayat bulur. Bu kelime en mükemmel şekilde sadece ve sadece O’na yakışır. O öyle güvenilir bir insandı ki, O’na müşrikler bile güvenirdi. Muhammed-ül Emin derlerdi. Bir sefere çıkan emaneti O’na bırakırdı, O’nun yalan söylediğine kimse şahit olmamıştır. Bizans hükümdarı Ebu Süfyan’ı huzuruna çağırdığında o’na Muhammed’in (Sallallahu aleyhi vesllem) hiç yalan söylediğine şahit oldun mu? Diye sordu ve Ebu Süfyan o’na vallahi O’nun yalan söylediğine şahit olmadım demişti.
O Kuran-ı Kerimde “Üsve-i Hasene” “Güzel bir numune” olarak bizlere bildirilmiştir. O bütün hasletleri eksiksiz olarak bir arada taşıyan tek kişidir. Yaratılanların en üstünüdür O. O’nun nuru Hz.Adem’den beri bütün peygamberleri dolaşmış ve sonunda vuslatına Onunla ulaşmış, O’nunla menziline varmıştır. O’nun güzelliği daha doğduğu gece dünyaya yansımıştır. Yer gök O’nun doğduğunu adeta müjdelemişti. Dağa, taşa, uçan kuşa, tüm cinlere ve insanlara. O’nun gelişi dengeleri sarstı, O’nun gelişi ile alem refaha ulaştı.
O’nu anlatmaya kelimeler yetmez. Ne kağıt yeter, Ne kalem yeter, ne dil yeter ve ne de söz yeter. O’nu ancak gönül anlar. O’nu anlatmakta hep bir eksiklik vardır. Bunun için O’nu gönüller anlamalı ve anlatmalıdır. O’nu anlayan gönül kemale erer, vuslatına kavuşur ve hep O’nunla bulunur. “Sen onların içindeyken, onlara azap edecek değiliz.”
“Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim.
Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim.
Necip Fazıl KISAKÜREK
Allah’ın salat ve selamı O’nun üzerine olsun.
Fatih ATEŞ
20.03.2007
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
